Akıllı Terzi Masalı


akıllı terzi masalı

Akıllı Terzi Masalı

Bir varmış bir yokmuş eski zamanlarda kendini çok beğenen ve herkesten üstün gören bir prenses varmış. Yanına ne zaman bir damat adayı gelse ona bilmece sorar, damat adayı da bilmecenin cevabını bilmeyince de onunla dalga geçerek geri gönderirmiş. Prenses bu şekilde günlerini geçirmekten çok sıkılmış ve evlenmeye karar vermiş. Fakat bir şartı varmış. Bir bilmece hazırlamış ve bunun cevabını ilk hangi damat adayı verirse onunla evleneceğini açıklamış.

Günlerce farklı ülkelerden farklı damat adayları prensese talip olmuş ama hiçbiri bilmecenin cevabını verememiş. En sonunda üç tane meslekleri terzilik olan damat adayları gelmiş. Yaşça büyük olan ve ortanca olan iki damat adayı kendilerini çok zeki sanıyor ve küçük olan damat adayını küçümseyerek onu kendilerine rakip olarak bile görmüyorlarmış. Küçük damat adayının bu durumdan öz güveni kırılmış ama gene şansını demek istiyormuş.

Kendinden yaşça daha büyük olan terziler, küçük terziye dönerek “Senin prensesin yanına gelmene gerek yok. Zaten bizim kadar kurnaz ve zeki değilsin o yüzden bilmecenin cevabını veremezsin.” demişler.

Küçük terzi onların lafına aldırış etmemiş ve kendine “Belki şans yanımda olur ve bilmeceyi bilebilirim.” diyerek saraya, prensesin yanına gitmeye karar vermiş.

Saraya geldiklerinde prenses, terzileri yanına davet etmiş. Terziler çok heyecanlanmışlar acaba prensesin soracağı bilmeceyi bilebilecekler miydi?

Terziler prensesin karşısına çıktıkları zaman prenses meşhur bilmecesini sordu “Bakın kafamda iki çeşit saç var, acaba bunların renkleri nedir?” diye sordu.

En büyük olan terzi “Tabi ki bunun cevabını verebilirim! Saçlarınız beyaz ve siyah. Aynı yemeklerimize attığımız karabiber ve tuz gibi.” demiş.

En büyük verdiği cevabın doğu olduğuna o kadar inanıyormuş ki prensese sırıtmaya başlamış ama o sırada prenses “Hayır bilemedin gidebilirsin buradan.” demiş. Yaşlı terzi üzülerek sarayı terk etmiş.

Prenses, ortanca terziye dönmüş “Hadi sen ver bakalım bilmecemin cevabını.” demiş. Ortanca terzi “Tabi ki siyahla beyaz olmadığını biliyorum. Sizin saçlarınız kahverengi ve kırmızı aynı evde babamızın ceketi gibi.” diye cevap vermiş.

Ortanca terzi verdiği cevabın doğru olup olmadığını merak ederken Prenses “Sen de yanlış cevap verdin. Gidebilirsin!” demiş.

Sıra en küçük terziye gelmiş;

Prenses “Bakalım sen bilebilecek misin?” demiş.

Küçük terzinin heyecandan eli ayağı titriyormuş ama yine de cevabını vermiş ve “Prensesim sizin kafanızda bir tel gümüş saç bir tel de altın saç var. Aradığınız ve bilmecede sorduğunuz renkler bunlardır.” demiş.

Duyduğu cevap karşısında prenses çok şaşırmış çünkü cevap doğruymuş. Prenses bu cevabı yeryüzünde kimsenin bilemeyeceğini düşünüyormuş. Şaşkınlığını üzerinden attıktan sonra prenses, küçük terziye dönüp “Akıllı terzi beni çok şaşırttın. Evet cevabı doğru verdin ama benimle evlenmen o kadar kolay değil. Bunun için bir isteğimi daha yerine getirmelisin. Sarayın en altında bir ahır var ve o ahırın içinde bir ayı yaşıyor. Bu gece ayının yanında uyumalısın eğer sabah canlı olarak o ahırdan çıkarsan evlenebiliriz.” demiş.

Akıllı terzi bunu duyduğunda çok korkmuş. Çünkü bugüne kadar hiçbir insan vahşi bir ayıdan kurtulamamıştı. Ama prensesten o kadar çok hoşlanmış ki yine de şansını denemeye karar vermiş.

Akıllı terzi ayıya gitmeyi beklemiş.

Hava karardıktan sonra sarayın muhafızları, küçük terziyi ayının kaldığı ahıra götürmüşler. Ahırın kapısı açılır açılmaz içerdeki vahşi ayı hemen küçük terziye saldırmaya çalışmış. Küçük terzi kendini geri çekip ayının pençesinden kurtulmuş ve “Hop dur bakalım koca arkadaş! Benimle kavga etmene gerek yok bak seninle iyi arkadaş olabiliriz.” demiş ve sanki ayı ona saldırmamış gibi cebinden üç adet fındık çıkarmış, fındıkları kırmış ve yemiş. Ayı, küçük terzinin bu kadar cesur olmasına şaşırmış aynı zamanda gördüğü fındıklar iştahını kabartmış. Ayı, küçük terziye dönüp “Madem senle arkadaş olacağız o yediğin şeylerden bana da verir misin?” diye sormuş.

Küçük terzi cebinden fındık yerine bir avuç dolusu çakıl taşı çıkarmış ve ayıya ikram etmiş. Ayı çakıl taşlarını fındık sanarak ağzına atmış tabi sert olduğundan çiğneyemeden geri çıkarmış. Küçük terzi “Hey ayı arkadaş! Sen nasıl vahşi hayvansın? Daha bir avuç fındığı bile yiyemiyorsun.” demiş.

Ayı terziye dönüp “Bu verdiğin şeyler çok sert. Al sen ye bunları da görelim nasıl yediğini.” demiş. Küçük terzi cebinden taş yerine yine fındık çıkarmış ve ayının karşısında kırıp yemiş. Ayı çok şaşırmış “Sen o ufak ağızınla o minicik, sert şeyleri nasıl yiyebiliyorsun? Ver bana! Ben de deneyeceğim tekrar.” demiş.

Terzi ayıya belli etmeden cebinden tekrar çakıl taşlarını çıkarmış ve ayıya uzatmış. Ayı sert taşları ağzına atmış fakat yiyememiş. Bunun üzerine ayının morali bozulmuş ve suratını asmaya başlamış.

Ayının üzüldüğünü gören terzi, ceketinin cebinden bir keman çıkarmış ve başlamış hareketli bir şarkı çalmaya. Ayı, kemanın sesini duyunca çok hoşuna gitmiş ve kendini şarkının ritmine bırakıp oynamaya başlamış.

Ayı dakikalarca dans ettikten sonra küçük terziye dönüp “Sen eğer benim arkadaşımsan bana da keman çalmayı öğretir misin?” diye sormuş.

Plan tutmuş;

Akıllı terzi aslında tam olarak bunu istiyormuş ve “Tabi öğretirim ama bir sorunumuz var kemanı tutman için pençelerin çok iri. En iyisi senin tırnaklarını biraz kısaltalım.” demiş. Ayı bu teklifi kabul etmiş ve terzinin yanına oturmuş. Terzi “Bak ayı arkadaş! Tırnaklarını keserken hiç kıpırdamaman lazım bunun için seni şuradaki zincirlere bağlayacağım. Tamam mı?” diye sormuş. Ayı, terzinin bu teklifini kabul etmiş ve kendini zincirlere bağlatmış.

Aslında bu küçük terzinin planıymış ayıyı bağladıktan onun kendine bir şey yapmayacağını bildiği için sabah kadar huzurlu bir şekilde ahırda uyumuş. Tabi ayı, küçük terzinin yalan söylediğini anlayınca bağırmaya başlamış. Ayının sesi bütün sarayın içinde yankılanıyormuş ve bunu duyan prenses “Oh bizim ayı terzinin hakkından geldi. Artık evlenmeme gerek kalmadı.” diye düşünmüş.

Sabah olduğunda prenses neşeli bir şekilde ahıra koşmuş. Kapıyı açmış ve içeri baktığında terzinin, vahşi ayıyı duvara zincirle bağlamış olduğunu ve huzurlu bir şekilde oturduğunu görmüş.

Prenses artık küçük terzinin zeki olduğunu görmüş ve ondan hoşlanmaya başlamış. “Tamam terzi artık seninle evlenebilirim vahşi bir ayıyı bile yola getirebiliyorsan çok akıllı olmalısın.” demiş.

Diğer iki terzi, prensesin küçük terziyle evleneceğini duydukları zaman çok kıskanmışlar. Prenses ile terzinin nikahlarının kıyılacağı gün saraya gelen diğer iki terzi hemen ahıra koşmuşlar ve vahşi ayıyı bağlı olduğu zincirlerden kurtararak sarayın içine göndermişler.

Vahşi ayı büyük bir sinirle bağıra bağıra sarayın içinde koşturmaya başlamış. Ayının bağırmasını duyan prenses çok kormuş ve hemen küçük terzinin arkasına saklanıp “Ayı peşimizde galiba seni arıyor.” demiş.

En sonunda vahşi ayı, prensesle terzinin nikahının kıyılacağı saray odasını bulmuş ve içeri girmiş. Küçük terzi, ayıyla göz göze gelmiş fakat hiç korkmamış. Hemen elini beline atıp pantolonundaki kemerini çıkarmış ve ayıya dönüp “Bak koca ayı! Bu yeni bir zincir eğer bunla seni bağlarsam artık kimse seni kurtaramaz ve ömür boyu bu zincire bağlı yaşarsın.” demiş. Bunu duyan ayı gerçekten çok korkmuş ve saraydan kaçıp ormanın derinliklerine doğru kaçmış.

Herkes derin bir nefes alıp rahatladıktan sonra prensesle terzinin nikahı kıyılmış ve mutlu mesut ömürlerinin sonuna kadar yaşamışlar.


Akıllı Terzi Masalı-Yazar : Grimm Kardeşler


admin

0 Yorum

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir