MASALI GÖRÜNTÜLEMEK VEYA OKUMAK İSTİYORSANIZ BURAYA BASIN

Uzak okyanusların ortasında, her sabah altın rengine bürünen bir ada vardı. İnsanlar buraya Güneş Adası derdi. Güneşin doğuşuyla birlikte adanın çiçekleri açar, hayvanlar neşeyle uyanırdı. Ancak bir gün, güneş doğmasına rağmen ada karanlık kaldı.

Işık olmadan bitkiler solmaya başladı, deniz durgunlaştı ve kuşlar uçmayı bıraktı.

Efe, adada büyüyen cesur bir çocuktu. Büyükannesi ona dedi ki:
“Güneş Adası, ışığını Altın Küre’den alır. Eğer küre kaybolduysa, ada sonsuza kadar gölgede kalır.”

Efe, kayıp Altın Küre’yi bulup adanın ışığını geri getirmek için yola çıktı.

Efe, adanın içlerine doğru ilerledi. Eskiden parlak yaprakları olan ağaçlar artık solgundu. Rüzgâr bile esmiyordu.

Tam vazgeçmek üzereyken, büyük kanatlı bir papağan havada dönerek onun önüne kondu. Papağan gagasıyla bir mağarayı işaret etti.

Efe, papağanı takip ederek Gölge Mağarası’nın girişine ulaştı.

Mağaranın girişinde eski bir yazıt vardı:
“Gerçek ışığı görenler, onu paylaşmayı bilenlerdir.”

Tam içeri girmek üzereyken, mağaranın içinden büyük bir jaguar belirdi.

Jaguar ona sordu:
“Altın Küre’yi neden geri getirmek istiyorsun?”

Efe cesurca cevap verdi:
“Çünkü ışık yalnızca görmek için değil, yaşamı devam ettirmek için de vardır. Ada, ancak güneşiyle yaşar.”

Jaguar, Efe’nin içten sözlerinden etkilenerek başını salladı ve kuyruğuyla yere dokundu. O anda mağaranın derinliklerinden bir ışık yükseldi ve Efe Altın Küre’yi gördü.

Efe, küreyi alarak hızla adanın en yüksek noktasına çıktı. Küreyi yerine koyduğu anda, önce ufukta hafif bir ışık belirdi.

Sonra birden, adanın her köşesine sıcak bir güneş ışığı yayıldı. Çiçekler açtı, rüzgâr esti ve deniz tekrar dalgalanmaya başladı.

Güneş Adası eski güzelliğine kavuşmuştu!

Efe, köyüne döndüğünde herkes ona teşekkür etti. Büyükannesi ona, “Sen yalnızca güneşi değil, umudu da geri getirdin,” dedi.

O günden sonra, Efe Güneş Adası’nın Koruyucusu olarak anıldı.

Ve her sabah, adaya doğan ilk ışık, onun cesaretini anlatmaya devam etti.