Bir zamanlar, ay ışığının her gece parladığı ve vadiyi gümüş bir örtüyle kapladığı Ay Vadisi adında bir yer vardı. Ancak bir gece, ay ışığı vadiye ulaşmadı. Gümüş parlaklık kaybolmuş, vadi karanlığa gömülmüştü. Köy halkı bu duruma çok üzüldü. Vadiyi eski haline döndürmek için birinin cesaretle harekete geçmesi gerekiyordu.

Arda adında bir çocuk, bu gizemi çözmek için gönüllü oldu. Büyükannesi ona bir efsaneden bahsetti: “Vadiyi aydınlatan Ay Taşı, yıldızların gücüyle parlar. Ancak taşı bulmak için kalbinde cesaret taşımalısın.”

Arda, yanına fenerini, biraz yiyecek ve köpeği Köpük’ü alarak yola çıktı. Ay Vadisi’ne ulaştığında, sessiz bir karanlıkla karşılaştı. Yolda, yaşlı bir baykuşla karşılaştı. Baykuş, “Ay Taşı, vadinin en derin mağarasında saklanıyor. Ancak taş, yalnızca yardımsever bir kalbe açılır,” dedi.

Arda ve Köpük, vadiyi keşfederken, bir ağacın dalına dolanmış bir sincap gördü. Sincabı kurtaran Arda, sincap tarafından teşekkürle ödüllendirildi: “Mağaraya giden yolu bulduğunda beni çağır. Sana yardım edeceğim,” dedi.

Vadinin sonunda, büyük bir mağara buldular. İçeri girdiklerinde, taşın yer aldığı bir sunağa ulaştılar. Ancak taş, karanlık ve solgun bir haldeydi. Sincap, baykuş ve Köpük’le birlikte, taşın etrafında sevgiyle şarkılar söylediler. Taş, bir anda parlamaya başladı ve vadi tekrar ay ışığıyla doldu.

Arda köyüne döndüğünde, herkes onun cesaretine hayran kaldı. O günden sonra Ay Vadisi, sevgi ve cesaretin sembolü olarak ışıldamaya devam etti.