Bir zamanlar, renkli taşlardan oluşan büyülü bir köprü vardı. Bu köprüye “Gökkuşağı Köprüsü” denirdi ve her yedi yılda bir yalnızca cesur bir yolcu tarafından geçilebilirdi. Efsaneye göre, köprüyü geçmeyi başaran kişi dileklerini gerçekleştiren bir armağan alırdı. Ancak köprü, sadece sevgi ve cesaretle dolu kalplere izin verirdi.
Arman adında bir çocuk, köyünde bu efsaneyi sıkça duyardı. Bir gün, köprünün yeniden görüneceği haberi yayıldı. Arman, bu fırsatı kaçırmak istemedi ve köprüyü geçmek için hazırlık yapmaya başladı. Büyükannesi ona, “Yalnızca cesaretle değil, iyilikle de yola çıkmalısın,” dedi.
Arman, sabah erkenden yola çıktı. Köprüyü bulduğunda, rengarenk taşlar gökyüzüne doğru yükseliyordu. Ancak köprünün başında yaşlı bir bilge onu durdurdu. Bilge, “Köprüyü geçmek için üç sınavı geçmelisin,” dedi.
İlk sınavda, Arman bir dereyle karşılaştı. Dereyi geçmek için bir yol ararken, küçük bir kuşun suya düşmüş olduğunu gördü. Hemen kuşu kurtardı. Kuş, “Teşekkür ederim! Yardımına ihtiyaç duyarsan beni çağır,” dedi.
İkinci sınavda, Arman büyük bir taş engelle karşılaştı. O anda kurtardığı kuş geri döndü ve gagasıyla taşı işaret etti. Taş bir anda hafifledi ve yol açıldı.
Son sınavda, Arman’ın önünde bir bilmece belirdi: “Birlik olmadan hiçbir renk tamamlanmaz. Renklerin sırrı nedir?” Arman, “Gökkuşağı, birliğin sembolüdür,” dedi. Köprü parlamaya başladı ve Arman’ı karşıya geçirdi.
Köprüyü geçen Arman, bir kutu buldu. Kutunun içindeki ışık, köyüne mutluluk getirdi. O günden sonra, Arman’ın hikayesi köyde cesaretin ve sevginin bir simgesi oldu.
