Bir zamanlar, uzak denizlerin ortasında, sadece cesur insanların bulabileceği Gökkuşağı Adası adında bir yer vardı. Bu ada, her sabah gökyüzünü kaplayan bir gökkuşağıyla ünlüydü. Ancak bir gün, gökkuşağı aniden kayboldu. Denizciler ve adanın hayvanları bu duruma çok üzüldü. Gökkuşağı olmadan ada karanlık ve sessiz bir yer haline geldi.
Ada adında cesur bir kız, gökkuşağını geri getirmek için bir maceraya atılmaya karar verdi. Babası ona bir harita verdi ve, “Bu harita seni adanın kalbine götürecek. Orada Gökkuşağı Kristali saklı. Ancak dikkatli olmalısın,” dedi.
Ada, küçük bir tekneyle denize açıldı. Adanın kıyısına vardığında, yoğun bir sis onu karşıladı. Sis o kadar yoğundu ki haritayı okumak zorlaştı. O sırada, karşısına yaşlı bir martı çıktı. Martı, “Gökkuşağı Kristali’ni bulmak istiyorsan sabırlı olmalı ve doğanın sesini dinlemelisin,” dedi.
Ada, martının sözlerini dinleyerek adanın derinliklerine doğru ilerledi. Yol boyunca, dikenlere dolanmış bir kaplumbağa buldu. Kaplumbağa, “Lütfen yardım et,” dedi. Ada, dikenleri dikkatlice temizledi. Kaplumbağa, “Eğer zorlanırsan beni çağır. Sana yardım edeceğim,” dedi.
Bir süre sonra Ada, yüksek bir tepeye ulaştı. Tepeye tırmanırken, bir mağara girişine rastladı. Mağaranın üzerinde bir bilmece yazılıydı:
“Birlikte olduğunda parlayan, ayrı kaldığında solan nedir?”
Ada hemen cevabı buldu: “Gökkuşağı!” Mağaranın kapısı yavaşça açıldı ve içeride büyük bir kristal parlamaya başladı.
Kristalin ışığı çok zayıftı. Ada, kaplumbağayı çağırdı ve ikisi birlikte kristalin etrafında sevgiyle şarkılar söylemeye başladı. O anda, kristal gökkuşağının tüm renklerini yansıttı ve ada yeniden aydınlandı.
Ada, kristali yerine koyarak köyüne döndü. Adanın gökkuşağı bir daha hiç kaybolmadı ve Ada, cesareti sayesinde adanın kahramanı oldu.
