Bir zamanlar, rüzgarın melodiler taşıdığı bir köy vardı. Bu köyde rüzgar, geceleyin fısıldar ve köy halkına huzur getirirdi. Ancak bir gün, rüzgarın sesi kesildi. Köy sessizliğe büründü ve insanlar, bu sessizliğin nedenini anlamakta zorlandılar.
Lina adında küçük bir kız, rüzgarın kaybolmasından çok üzülmüştü. “Rüzgarın neden sustuğunu bulmalıyım,” dedi ve köyün bilgesi olan yaşlı ninenin yanına gitti. Nine, “Rüzgar, ormanın kalbindeki Şarkı Ağacı’nın dallarında saklanır. Eğer dallar kırılmışsa, rüzgar geri dönmez. Ağacı bul ve ona yardım et,” dedi.
Lina, cesaretle yola çıktı. Yanına bir fener, biraz yiyecek ve sevdiği kitabını aldı. Ormanın derinliklerinde ilerlerken, dallara takılmış bir serçe gördü. Serçe, “Beni kurtarabilir misin?” diye cıvıldadı. Lina, dalları nazikçe açarak serçeyi kurtardı. Serçe, “Eğer yardıma ihtiyacın olursa, beni çağır,” dedi ve uçup gitti.
Şarkı Ağacı’na ulaştığında, ağacın dallarının bir kısmının kırıldığını ve yapraklarının solduğunu fark etti. Tam o sırada yaşlı bir tilki belirip, “Bu ağacın yeniden şarkı söylemesi için sevgiyle şarkılar söylemelisin,” dedi.
Lina, cesaretle ağacın altına oturup bir şarkı söylemeye başladı. Serçe geri döndü ve melodisine eşlik etti. Bir anda, rüzgar hafifçe esmeye başladı. Kırık dallar iyileşti, yapraklar yeniden yeşerdi ve Şarkı Ağacı eski haline döndü.
Rüzgar, köye geri döndü ve tüm köy halkı Lina’nın cesaretine hayran kaldı. O günden sonra, köyde rüzgarın şarkısı hiç kesilmedi. Lina’nın adı, sevginin ve cesaretin sembolü oldu.
