Uzak diyarlarda, gökyüzüne uzanan, doruğunda hiç sönmeyen bir ateşin yandığı efsanevi bir dağ vardı. İnsanlar buraya Alev Dağı derdi. Bu dağın içindeki Ateşin Kalbi, yalnızca ışıltılı lavları değil, aynı zamanda insanların içindeki cesareti de beslerdi. Ateş sönmez, ışığı asla kaybolmazdı. Ancak bir gün, Alev Dağı’nın zirvesindeki alevler aniden söndü.
Gökyüzü karardı, vadideki köyleri ısıtan sıcaklık kayboldu, rüzgâr bile buz gibi esmeye başladı. İnsanlar tedirgin bir şekilde dağa baktılar ama zirvede ışık yoktu. Kimse bu değişimin nedenini bilmiyordu.
Bartu, Alev Dağı’nın eteklerinde yaşayan cesur bir çocuktu. Küçüklüğünden beri ateşin ışığında oturur, dedesinin ona anlattığı efsaneleri dinlerdi. Ama şimdi dağ ona soğuk ve sessiz görünüyordu. Büyükbabası ona dedi ki: “Ateşin Kalbi olmadan, dağ bir daha aydınlanamaz. Eğer onu bulamazsak, ışık sonsuza kadar kaybolacak.”
Bartu, kayıp Ateşin Kalbi’ni bulup dağın alevini geri getirmek için yola çıktı.
Dağa tırmanırken, etrafındaki taşların buz tuttuğunu fark etti. Normalde lavlarla parlayan yollar şimdi donuk ve ölüydü. Tam geri dönmeyi düşündüğünde, gökyüzünde kanatlarını ateş gibi parlayan bir Kızıl Anka Kuşu gördü. Kuş, dev kanatlarıyla dağın zirvesine doğru uçarken, Bartu’yu da peşinden sürükledi.
Bartu, kuşun izinden giderek Unutulmuş Alev Mağarası’na ulaştı. Burada, duvarları lav desenleriyle süslenmiş eski bir taş kapı buldu. Üzerinde şu yazıyordu: “Gerçek ateşi bulmak isteyen, önce kendi içindeki korkuyu yakmalıdır.”
Tam içeri adımını atarken, mağaranın içinden büyük, gözleri kor gibi yanan bir Ateş Kaplanı belirdi. Kaplan, Bartu’ya dikkatle baktı ve sordu: “Ateşin Kalbi’ni neden geri getirmek istiyorsun?”
Bartu cesurca cevap verdi: “Çünkü ateş yalnızca yakmak için değil, umut vermek içindir. Onsuz dünya karanlık ve soğuk kalır.”
Kaplan başını salladı ve pençesiyle yere vurdu. O anda, mağaranın en derin noktasında hafifçe parlayan Ateşin Kalbi belirdi.
Bartu, kristali nazikçe aldı ve hızla dağın zirvesine döndü. Onu kutsal taşın üzerine yerleştirdiği anda, önce hafif bir sıcaklık hissedildi. Ardından, alevler gökyüzüne yükseldi, lavlar tekrar parladı ve dağ eski ihtişamına kavuştu.
Alev Dağı tekrar ışıldıyordu.
Bartu, köyüne döndüğünde herkes ona teşekkür etti. Büyükbabası ona, “Sen yalnızca ateşi değil, insanlığın ışığını da geri getirdin,” dedi. O günden sonra, Bartu Alev Dağı’nın Koruyucusu olarak anıldı. Ve her gece, dağın zirvesindeki alevler, onun cesaretini anlatmaya devam etti.
