Bir zamanlar, rengârenk sularıyla gökyüzüne uzanan Gökkuşağı Şelalesi adında bir yer vardı. Bu şelale, çevresindeki her canlıya mutluluk ve enerji getirirdi. Hayvanlar çevresinde keyifle vakit geçirip eğlenirdi. Ancak bir gün, şelalenin renkleri kayboldu. Şelale artık gri akıyordu ve etrafındaki doğa canlılığını yitirmişti.
Melis adında cesur bir kız, bu durumu değiştirmek için yola çıkmaya karar verdi. Babası ona şöyle dedi:
“Gökkuşağı Şelalesi’nin renklerini geri getirmek istiyorsan, şelalenin kaynağındaki Kristal Damla’yı bulmalısın. Ancak bu yolculuk sabır ve cesaret gerektirir.”
Melis, yanına fenerini, su matarasını ve büyükannesinin verdiği eski bir haritayı alarak yola koyuldu.
Şelaleye giden yolda Melis, yoğun bir sisle karşılaştı. İlerlerken, dallara sıkışmış bir sincap gördü. Sincap, “Lütfen beni kurtar,” diye yalvardı. Melis, dalları dikkatlice ayırarak sincabı kurtardı. Sincap, “Eğer yardıma ihtiyacın olursa beni çağır,” dedi ve ormanın derinliklerine doğru uzaklaştı.
Bir süre sonra Melis, hızla akan bir dereyle karşılaştı. Derenin üzerinden geçmek için bir yol aradı ama hiçbir köprü yoktu. Tam bu sırada sincap geri döndü ve ona dere boyunca güvenli taşlar olduğunu gösterdi. Melis, sincap sayesinde nehri başarıyla geçti.
Melis, haritada işaretli olan mağaraya ulaştı. Mağaranın girişinde eski semboller kazılıydı. Sembollerin yanında bir bilmece yazıyordu:
“Birlikteyken güçlü, ayrıldıklarında solgun olan şey nedir?”
Melis biraz düşündü ve cevabı verdi: “Renkler!”
Bilmecenin çözülmesiyle mağaranın kapısı açıldı. İçeri girdiğinde Kristal Damla’nın parlaklığını yitirdiğini gördü. Taş soluk bir ışık yayıyordu.
Melis, taşı dikkatlice ellerine aldı ve bir ses duydu:
“Beni yeniden parlatmak için sevgi ve umudu kalbinden geçir.”
Melis, şelalenin eski renklerini hayal ederek sevgi dolu bir şarkı söyledi. Şarkının melodisi mağarada yankılandı ve Kristal Damla bir anda parlamaya başladı. Melis, taşı alıp şelalenin zirvesine yerleştirdiğinde, şelale yeniden gökkuşağı renkleriyle akmaya başladı.
Şelalenin renkleri geri geldiğinde, doğa tekrar canlandı. Hayvanlar yeniden neşeyle doldu ve Melis’in hikayesi köyde bir kahramanlık destanı olarak anlatıldı. O günden sonra, Gökkuşağı Şelalesi bir daha asla solgun bir hale bürünmedi.
