Uzak bir diyarda, geceleri gökyüzündeki yıldızları yansıtan büyülü bir deniz vardı. İnsanlar bu yere Yıldız Denizi derdi. Her gece, dalgalar ay ışığında parıldar, gökyüzüyle deniz birbirine karışırdı. Ancak bir gece, deniz karardı. Yıldızların yansıması kayboldu, dalgalar durdu, gece sessizleşti.
Mira, Yıldız Denizi’ni izleyerek uyumayı seven bir çocuktu. Büyükannesi ona dedi ki:
“Denizin ışığını veren Gümüş Yıldız Taşı kaybolmuş olmalı. Eğer onu geri getirmezsek, gece bir daha parlamayacak.”
Mira, kayıp Yıldız Taşı’nı bulup denizin ışığını geri getirmek için yola çıktı.
Mira, deniz kıyısında yürümeye başladı. Normalde ışıldayan kumlar artık solgundu.
Tam umutsuzluğa kapılacakken, bir yunus kıyıya yaklaşıp suyun yüzeyine çıktı. Yunus, başıyla açık denizi işaret etti ve ışıldayan bir yolu gösterdi.
Mira, yunusu takip ederek Sessiz Adacık’a ulaştı.
Adacığın ortasında büyük bir gölet vardı. Göletin suları gece kadar karanlıktı. Tam o sırada, sudan parlak kabuklu bir Yıldız Kaplumbağası çıktı.
Kaplumbağa ona sordu:
“Yıldız Taşı’nı neden geri getirmek istiyorsun?”
Mira cesurca cevap verdi:
“Çünkü yıldızlar yalnızca gökyüzünü değil, kalplerimizi de aydınlatır. Işık olmadan gece eksik kalır.”
Kaplumbağa başını salladı ve kuyruğuyla suya dokundu. O anda göletin derinliklerinden bir ışık yükseldi ve Mira Gümüş Yıldız Taşı’nı gördü.
Mira, taşı alarak hızla Yıldız Denizi’ne döndü. Taşı suya bıraktığında, önce hafif bir ışık yayıldı.
Sonra birden, denizin yüzeyi parlamaya başladı. Dalgalar tekrar ışıldadı, yıldızlar denize yansıdı ve gece eski güzelliğine kavuştu.
Mira, köyüne döndüğünde herkes ona teşekkür etti. Büyükannesi ona, “Sen yalnızca denizin ışığını değil, hayalleri de geri getirdin,” dedi.
O günden sonra, Mira Yıldız Denizi’nin Koruyucusu olarak anıldı.
Ve her gece, denizin yüzeyinde parlayan yıldızlar, onun cesaretini anlatmaya devam etti.
