Bir zamanlar, gökyüzünde parlayan yıldızları çok seven bir minik ayı yaşardı. Bu ayıcık, her gece yıldızları izler ve onların ne kadar güzel olduklarını düşünürdü. Ancak bir gece, gökyüzünde tek bir yıldız bile görünmedi. Minik ayı, yıldızların nereye gittiğini merak etti ve onları bulmak için yola çıktı.
Minik ayı, ormanın derinliklerinde yaşayan bilge bir baykuşa danışmaya karar verdi. “Baykuş Amca, yıldızlar nereye gitti?” diye sordu. Baykuş, “Yıldızlar, bir rüzgarla gökyüzünden savrulmuş olmalı. Onları bulmak için Gümüş Dağ’a gitmelisin,” dedi.
Minik ayı, Gümüş Dağ’a doğru yola koyuldu. Yolda, küçük bir tilkiyle karşılaştı. Tilki, “Nereye gidiyorsun, küçük ayı?” diye sordu. Minik ayı durumu anlattı. Tilki, “Ben de sana yardım edebilirim!” dedi ve ona katıldı.
Birlikte Gümüş Dağ’a vardıklarında, dağın zirvesinde bir ışık huzmesi gördüler. Bu, yıldızların saklandığı yerdi. Ancak yıldızların etrafında bir sis vardı. Minik ayı, tilkiyle birlikte yıldızlara doğru yürüdü ve sisin içinden bir fısıltı duydu: “Bizi geri götürmek istiyorsan, parlak bir dilek dile.”
Minik ayı, kalbinden gelen bir dilek tuttu: “Gökyüzü yine parlasın ve herkes yıldızların ışığını görsün.” O anda, yıldızlar birer birer gökyüzüne yükselmeye başladı. Gece yeniden aydınlandı ve gökyüzü ışıl ışıl oldu.
Minik ayı ve tilki, yıldızların ışığında eve döndüler. Ayıcık o gece derin bir uykuya daldı ve yıldızların parlak ışığı, herkesin rüyasını aydınlattı.
O günden sonra, yıldızlar her gece minik ayıya göz kırparak onun cesaretini hatırlattı.
